SEKSİST OLMAYAN BİR DİL OLABİLİR Mİ?
İçinde cinsiyet ayrımcılığı barındırmayan yani seksist olmayan bir dilin var olup olamayacağı, Avrupa ülkelerinde ve Amerika’da üstüne yıllardır tartışılan ve üstüne yüzlerce makaleler yazılan bir konuyken, Türkiye’ye baktığımızda bu konunun hiçbir zaman üstünde durulan bir konu olmadığını ve hatta bu konu hakkında Türkçe yazılmış bir makale olmadığını görüyoruz.
Oysa Türkiye’nin, bu konu hakkında makale yazılmaya, tartışılmaya en uygun ülkelerden biri olduğunu düşünüyorum ve makalemde ki amacım da bunu size göstermek olacak.
Önce, başlarken dediğim gibi böyle bir dilin var olup olamayacağını tartışacağım ve daha sonra Türkiye’yi diğer ülkelerle kıyaslayıp, bazı örnekler vereceğim. Önce Parks ve Roberton’un 1998 yılında yaptığı ve çoğu makalede kullanılan seksist dil tanımıyla başlayalım. “ Sexist language is defined as ‘words, phrases, and expressions that unnecessarily differentiate between women and men or exclude, trivialize, or diminish either gender’ ” ( Min Lu, 2009, 28).
Kişisel fikrim, deneyimlerin ve okuduklarımdan çıkardıklarımdan sonra cinsiyet ayrımcılığını barındırmayan bir dil olmasının mümkün olmadığına kanaat getirdim. Bunu örneklerle, insanlara sorduğum sorularla desteklemeden önce, biraz dilin hayatımızda ki yerini ve önemini tartışmak istiyorum. Bana göre dil bir insanın, bir toplumun karakterini inşa eden en önemli olgulardan biridir. Dilin yapısı, şekli, tarzı insanın yapısına, karakterine direkt olarak etki eder. İnsan daha hayata gözlerini açar açmaz bir takım sesler duymaya başlar ve kendi seçme şansı olmadığı bir dili öğrenmeye başlar. Ve bu duyduğu, mırıldanmaya ve daha sonra konuşmaya başladığı sesler, sözcükler yavaş yavaş onun karakterini şekillendirmeye başlar. İşte dünyanın her ülkesinde rastladığımız cinsiyet ayrımcılığının en büyük sebebi de budur. Çünkü daha bebekken içinde cinsiyet ayrımcılığı barındıran dillerle şekillenen insanların, cinsiyet ayrımcılığı olmayan bir toplumda yaşamasının mümkünatı yoktur. Daha çocukken böyle bir ayrımcılığa maruz kalan çocuklar adına şu örneği verebiliriz. “ Gelman and her colleagues have examined implicit ways that language defines gender through references to generic gender categories (e.g., ‘‘Girls play with dolls’’), gender labeling (e.g., ‘‘That’s a boy racing the car’’), and gender contrasts (e.g., ‘‘That’s for girls, not boys’’). “ ( Leaper, C. , 2004, 128).
Bu konuda, yani dilinde cinsiyeti ayrımcılığı barındırmamak konusunda en ileride olan ülkeler İskandinav ülkeleri olsa da, onlarında tam olarak, yani yüzde yüz bir şekilde cinsiyetleri eşitleyen bir dile sahip olduğunu söyleyemeyiz. Yine de Norveç’te bir anaokulunda yapılan birbirine “he,she” diye hitap etmenin yasaklanması ve sadece “friend” şeklinde hitap edilmesine izin verilmesi, bu konuda çaba gösterildiğinin bir kanıtıdır. Türkçe içinse, cinsiyet ayrımcılığını yüksek bir şekilde barındıran bir dil diyebilsek de, bazı konularda artıları olduğunu da söyleyebiliriz. Bu konuda örnekleri, Türkçe dışında bildiğim iki dil olan İngilizce ve İspanyolca’dan verebilirim. Çünkü bu iki dil Türkçe’de bulunmayan çok büyük bir cinsiyet ayrımcılığı örneğine sahip. Bunun en büyük örneği kişi zamirleri. Türkçe’de kadın, erkek fark etmeksizin “o” zamiri kullanılırken, İngilizce’de kadın için “she”, erkek için “he” nin kullanıldığını görüyoruz. Ve nesnelerde, mesleklerde de bu ayrımı gördüğümüz için, İngilizce’nin fazlaca seksist bir dil olduğunu söyleyebiliriz. Otto Jespersen’in de dediği gibi “ English language is positively and expressly masculine. It is the language of a grown-up man and has very little childish or feminine about it”. ( Colleen, M. , 1982, 3). Yine İspanyolca’ya baktığımızda kadın için “ella”, erkek içinse “es” zamirlerinin kullanıldığını görüyoruz. Daha çocuk yaşta birbirini farklı zamirlerle tanımlamaya başlayan çocukların, cinsiyet ayırmayan bir psikolojiye ve zihniyete sahip olmamasını beklemek ne kadar kolay olabilir. Kişi zamirlerinden daha vahimi ise bu ayrılaştırmanın nesneler içinde kullanılıyor olmasıdır. Arabaya, gemiye ve bunun gibi araçlara “she” denmesi bunun en güzel örneğidir. İspanyolca’da aynı tanımlamaları içermektedir. Bence bu zamirle ayrılaştırmalar, dilin cinsiyet ayrımcılığını barındırdığının en vahim ve en güzel örnekleridir. Bunu Türkçe’de görmememiz ise dilimizin bu konuda ki yegane olsa da en önemli artılarından biridir.
Yegane dememin sebebi, Türkçe’nin de diğer dillere göre bir çok eksisi olması ve cinsiyet ayrımcılığı barındırma konusunda bir hayli vahim durumda olmasıdır. Günlük hayatımıza yerleşen sıfatlardan, konuşmalardan, deyimlerden, atasözlerinden, şarkı sözlerinden, yani kültürümüze ait bir çok şeyden bunu anlayabiliriz. Güncel bir konudan başlamak istiyorum. Hatırlayacağınız üzere 1 Ekim 2011 tarihinde Türkiye Büyük Millet Meclisi bir karar verdi ve “bayan” kelimesinin kullanılması yasaklandı. Bayan kelimesinin yıllardır kullanılmasının sebebi aslında dilin içerdiği cinsiyet ayrımcılığını ve kadınlar üzerinde kurduğu baskıyı çok güzel açıklıyor. Normalde kullanılması gereken “kadın” kelimesinin seneler boyu arka planda kalmasının sebebi bekaretin kayboluşunu simgelemesidir. Bu konuda hassas ailelerin özellikle sporda, kızlarının(!) “kadın basketbol takımı” nda oynayışından rahatsız olduğunu ve bunun bekareti simgelediği için buna karşı olduğunu dile getirmesi yine dilimizin yarattığı bir ayrıştırmanın ve kadınlara yaptığı baskının güzel bir örneğidir.
Dilimizde ki deyimlere, atasözlerine, tabirlere, şarkılara geçmeden önce yine sadece bizim dilimizde yer almayan bazı ayrılaştırma örneklerine bakalım. İngilizce’de ve dilimizde mesleklere verilen isimlerden bahsetmek istiyorum. “ Congressman”, “Congresswoman”, “Policeman”, “Policewoman” kullanımları gibi cinsiyetleri ayrıştıran şeyler, dilimizde de “Bilim adamı”, “ Bilim Kadını”, “Memur”, “Memure” gibi örneklerle karşımıza çıkmaktadır. Bu konuda “Congressperson”, “Bilim insanı” tabirlerinin kullanılmasına karar verilmesi gibi geliştirmeler gösterilse de, insanların zihinlerinde çoktan oluşmuş bu ayırma fikrini kafalardan çıkartmak o kadar kolay olmayacaktır. Burada ayrımcılığın asıl noktası “man,woman” ya da “adamı,kadını” şeklinde ayrılması değil, aslında bilim denince insanın aklına “bilim adamı”, polis diyince insanın aklına “policeman” tabirlerinin gelmesidir. Çünkü dilin yapısı sayesinde meslekler bazı cinsiyetlere aitmiş hissiyatı yaratılmaktadır. Türkiye’de evde çalışan gündelikçilerden “kadın” diye bahsedilmesi, ya da doktora gidileceği zaman çok ekstrem bir şeymiş gibi “kadın doktormuş” denmesi yine bunun örnekleridir.
Yine dilimize yerleşmiş, günlük hayatımızda sıkça kullandığımız tabirlere bakarak, dilimizin cinsiyet ayırma konusunda ne boyutlarda olduğunu görebiliriz. Kadınlara yönelik olanlardan başlarsak “kız almak”, “kız vermek” gibi sıkça kullanılan şeyler aklımıza ilk gelenler oluyor. Burada kadına bir eşya gözüyle bakılmasının ve bunun dil sayesinde yaratıldığının güzel bir örneğini görüyoruz. Yine evlenmemiş belki de kendi isteğiyle evlenmemiş kadınlara, “kız kurusu”, “evde kalmış” gibi tabirlerin yakıştırılması tezimizi destekliyor. Bir kadının sanki erkeğin yaptığı işi yapacak kabiliyete sahip olmadığını iddia eden “elinin hamuruyla erkek işine karışma” sözü de, dilin ne kadar da güzel ayrımcılık yaptığının güzel kanıtlarından biridir. Bu tip söylemlerle değersizleştirilen kadının, bu imajdan kurtulması, yani dilin oluşturduğu bu yargılardan kurtulması bir hayli zordur. O yüzden de başta dediğim gibi, ülkemizde eğer kadın-erkek eşit değilse ve kadın ezilen cinsiyet rolündeyse dilin yarattığı bu tip söylemlerin çok büyük payı vardır. Kadınlarında özellikle Avrupa ülkelerinde bu ezilmeye ve dilin yaptığı bu haksızlığa tepki gösterdiklerini görüyoruz. “ They denied words like
“mankind”, “chairman” or “man-made” to reflect an equal treatment of sexes “ ( Burlaku, D. , 2011, 83)
Eğer dilin sadece kadına yönelik ayrımcılığından bahsedersek, bizde ayrımcılık yapmış oluruz. Çünkü dilin erkekler üzerinde kurduğu baskı da bu ayrımcılığın en temel öğelerinden biridir. Daha çocuk yaşta babasını “evin direği” sıfatıyla tanıyan bir çocuğun, babasından olan beklentilerinin ne kadar artabileceğini tahmin edebilirsiniz. Dil erkeği yücelten söylemlere sahipken, aslında o yüceltme erkekler üzerinde kurduğu bir baskıdır. “Erkekler ağlamaz” sözünü dizilerde, filmlerde, şarkılarda, şiirlerde her yerde gören bir erkek çocuk, hayatı boyunca duygularını dışarı vuramayan bir insan haline gelebilir. “Erkek adam kaçmaz” gibi tabirler yine erkekleri kavga etmeye ve bu kavgayla erkekliklerini kanıtlama fikrine itmektedir. Bu tip söylemler olmasa, erkekler bu kadar şiddet meraklısı, bu kadar ağlamaktan utanan varlıklar olmazdı diye düşünüyorum. Yani yine dilin insanlar üzerinde ne kadar etkili olabileceğini görüyoruz. Dilin biçtiği rolü oynamak zorunda kalan erkekler, yine dilin kadınlara biçtiği “değersiz“ rol sayesinde daha üstün varlıklar olduğunu düşünmektedirler. “National Council of Teachers of English argues that sexist language, which is words or actions which arbitrarily assign roles to people based on sex or gender. ” ( Colleen, M. , 1982, 3)
Profosyonel bir şekilde 8 sene takım sporu yapmış ve bu süreçte 4 tane farklı hocayla çalışmış biri olarak, soyunma odası örneklerinin bu konuyu desteklemek adına biçilmiş kaftan olduğunu düşünüyorum. “Bu erkek oyunu, kız gibi oynayacaklar çekip gitsin”, “Hentbol oynama, git evde dikiş dik”, “Aman sakın koşma bir yerine bir şey olur ana kuzusu” gibi şeyler soyunma odasında arkadaşlarıma söylenmiş, bizzat tanık olduğum cümlelerdir. Yine derste okuduğumuz bir makalede de bunun güzel bir örneğine tanık olmuştuk. “ One for is to situate footbal as a sport specifically for men, despite the fact that women play the same game, by the same rules. Highlighting the usage, in the locker room at halftime, one of the coaches shouted to his athletes, ‘ This is a man’s game, if you haven’t got balls for it, there’s a women’s team you can play on.‘ “. ( Mcormack, M., 2000, 286 ). Bu tarz cümleler eminim ki her soyunma odasında kullanılmakta ve bunun bir motivasyon yarattığına inanılmaktadır. Zaten soyunma odaları ayrı bir makale konusu olabilecek yerlerdir. Bu 4 antrenörümden hala haberleştiğim tek insan olan N.K’ya makalemden bahsederek bu konu hakkında birkaç soru sordum ve aldığım cevap şu oldu:
“ Bu cümleleri kullanmamış olan bir hoca spor camiasında yoktur. Maalesef yanlışta olsa, bunlar bize öğretilmiş, nesilden nesile gelen motivason cümleleridir. Zamanında bende bunları yapmadım, bu tip motivasyonlar kullanmadım desem yalan söylemiş olurum. Makalende de anlatmaya çalıştığın gibi, sanırım bunlar dilin bize getirdiği şeyler. Ben oyuncuyken, ben kendi antrenörlerimden böyle gördüm. Onlar da kendi antrenörlerinden öyle görmüştür, bundan eminim. Bu saatten sonra da, beynimize işlenmiş bu fikirleri atmamızın çok zor olduğunu düşünüyorum. “
Görüldüğü gibi erkeklerde dilin kurduğu baskıdan, yarattığı ayrımcılıktan kadınlar kadar olmasa da nasiplerini almaktadırlar. Hem erkeğe, hem de kadınlara dilin kurduğu etkiyi hayatımızda sıkça kullandığımız, duyduğumuz atasözleri ve şarkılardan da anlayabiliriz. Atasözleri olması aslında çok manidar, çünkü bu ayrımcılığın yine nesilden nesile geldiğini ve bunların söylemleştirildiğini görmüş oluyoruz. Atasözlerinin özellikle kadınlara karşı çok acımasız bir şekilde ayrımcılık yaptığını görüyoruz. “ Kadının karnından sıpayı, sırtından sopayı eksik etmeyeceksin “, “ Kızını dövmeyen dizini döver “, “ Kızı gönlüne bırakırsan ya davulcuya varır, ya zurnacıya” gibi örnekler bazı atalarımızın ne vahim sözler söylediğinin en güzel örnekleridir. Tabi atalarımızı bu tip sözler söylemeye teşvik eden de, yine kendi atalarından öğrendikleri yani aslında dilin insanlara öğrettikleridir. Bu atasözlerinde resmen kadına şiddetin meşrulaştırıldığını, kadının aklının yeterli olmayacağı fikrinin verildiğini görüyoruz. Bu atasözleri aslında bir çok babanın kızına, ya da kocanın eşine davranışının söyleme bürünmüş halidir. Bu tip atasözlerini sadece kendi dilimizde görmüyoruz. Wilson’un da nitelediği gibi “ Furthermore, we can find sexist language in English proverbs which shows a strong bias against women, such as “a woman’s tongue wags like a lamb’s tail”, “a woman’s tongue is the last thing to die”, and “When an ass climbs a ladder, we may find wisdom in women ”. ( Min Lu, 2009, 27). Şarkılarımıza da bakarsak, “Kadının fendi erkeği yendi”, “ Erkekler ağlamaz, sil gözyaşını”, “Tek taşımı kendim aldım” gibi yine kadın-erkek problemine değinen bir çok şarkı görebiliyoruz. Küçük yaşta “erkek adamsın oğlum” laflarıyla büyüyen, radyoyu açtığında “erkekler ağlamaz, sil gözyaşını” şarkısını duyan, spor yaptığında “kız gibi oynama” laflarını işiten, büyüdüğünde “evin direği” rolü biçilen bir erkeğin ayrımcılıktan kaçabilmesini ihtimal dahilinde görmüyorum.
Başta da söylediğim gibi cinsiyet ayrımcılığını içinde barındırmayan bir dil yoktur ve olması da mümkün değildir. İngilizce, İspanyolca,Çince ve Fransızca’da ki kişi zamirleri bu ayrımcılığın dilin en temel öğelerine kadar sıçradığının en güzel örnekleridir. Yine İngilizcede ki çoğu kelime kadınların mesleklerinin ya da meşguliyetlerinin, erkeklerinkine ek konarak sözcük haline geldiğini görüyoruz. “ Words such as empress, goddess, waitress, princess or prosecutrix, executrix, aviatrix, administratrix, chanteuse, ballerina are accurate illustrations of women as “borrowers of the language”. ( Burlacu, D., 2011, 87) .
Evet belki dediğimiz gibi bu konularda gelişmeler gösterilmektedir fakat bu saatten sonra gösterilecek gelişmeler akıllarda oluşan, yerleşmiş yargıları, fikirleri atamayacaktır diye düşünüyorum. Yine Türkçe’ye baktığımızda da diğer dillere göre birkaç artısı olan fakat genelde bu ayrımcılığı bir hayli yüksek şekilde barındıran bir dil olduğunu gördük. Yine başta söylediğim gibi ülkemizde şu an kadınlar eziliyorsa, erkekler şiddete meyilli oluyorsa, spor sahalarında kan gövdeyi götürüyorsa, erkekler ağlamaktan çekiniyor, kadınlar araba kullanırken panik oluyorsa, bunda dil ve dilin insanların üzerinde çocukluktan beri kurduğu baskının çok büyük rolü vardır.
BIBLIOGRAPHY
· Keough, Colleen. "Terministic Screens and Transcendence." Sexist Language (1982): 1-22.
· Burlacu, Diana. "Sexist and Non-Sexist Language." International Journal on Humanistic Ideology 4 (2011): 81-93
· Min Lu. "Sexist language in Chinese and English." US-China Foreign Language 7 (2009): 26-50.
· Leaper, Campbell. "Gendered Language and Sexist Thought." Monographs of the Society for Research in Child Development 69 (2004): 128-42.
Mccormack, Mark. “The influence of gendered discourses in organized sport”. Establishing and Challenging Masculinity (2010): 278-300

0 yorum:
Yorum Gönder